SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1045 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Zekât» ve «Ahkâm» bahislerinde, Nesâî «Zekât»'da muhtelif râvîlerden tahric etmişlerdir.

 

Hadîsin üçüncü rivayetinden İbni Vehb ile Amr arasında (dedi ki) ta'bîri kısaltma maksadı ile hazf edilmiştir. İmam Nevevî senedi okurken bunun mutlaka okunmasına yâ'ni oraya geldince iki def'a «kaale» denilmesine tenbîh etmiş; Amr'in «bana İbni Şihâb bu hadisin mislini de rivayet etti...» sözünü ise doğru ve yerinde bulmuştur. Zîra Amr, İbni Şihâb' dan bir biri üzerine matuf olarak bir çok hadisler rivayet etmiş; İbni Vehb onları böylece dinlemiştir. Rivayet sırası ikinci veya üçüncü hadise gelince onu (atıf vâvı) ile naklederek: «Bana İbni Şihâb bu hadisin mislini de rivayet etti...» demiştir. Çünkü kendisi öyle işitmiştir.

 

Kaadı İyâz'ın beyânına göre bu hadisin senedinde (bana biri hediyye verirse ben onu kabul ederim. Sormaya gelince: bunu yapmam) dediği rivayet olunur. Böyle bir rivayet Hz. Ebu'd-Derdâ' dan nakledilmiştir. Âişe (Radiyallahu anha) Muâviye'nin hediyyesini kabul etmiştir...»

 

Taberi bundan sonra İbni Ömer, İbni Abbâs, Ali b. Ebî Tâlib ((Radiyallahu anhum) hazerâtının da hediyye kabul ettiklerine dâir nakiller yapmış; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in:

 

«O bizim için hediyyedir» buyurduğunu söyleyerek Hz. Berîre'ye verilen bir sadakadan yediğine işaret etmiş; Tabiînden: Alkâme, Esved, İbrahim Nehaî, Hasan-ı Basrî ve Şa'bî' nin dahî hediyye kabul ettiklerini söylemiştir.

 

Bu zevatın kavilleri üç kısma ayrılır. Şöyle ki:

 

a- Helâldan kazanıldığı bilinen hediyyenin reddi doğru değildir.

 

b- Haramdan kazanıldığı ma'lûm olan hediyyenin kabulü haramdır.

 

c- Nereden kazanıldığı bilinmeyen hediyye hakkında araştırma yapılmaz. Zahire göre o hediyyeye sâhib çıkan biri bulunmadıkça onu kabul etmek evlâdır.

 

Bir takım ulemâya göre bu hadîsi ile Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetini sultandan başka her kesin hediyyesini kabule da'vet etmektedir. Sultan hediyyesini ise bâzıları haram, bâzıları mekruh saymışlardır. Rivayete nazaran Hâlid b. Üseyd Mesrûk'a otuz bin dirhem hediyye vermiş; fakat Hz. Mesrûk kabul etmemiştir. Kendisine: «Sen bunu alsan da akrabana yardım etseydin ya!» diyenlere Mesrûk (Radiyallahu anh) «Ben bunu almakla bir hırsızın çaldığı malı almam arasında hiç bir fark görmüyorum; ne buyurursun?» cevâbını vermiştir. İbni Sirin ve îbni Muhayriz , sultandan hediyye kabul etmemişlerdir. Hişâm b. Urve (Radiyallahu anh): «Abdullah b. Zübeyr bana ve kardeşime beş yüz altın gönderdi. Fakat kardeşim: bu paraları geri çevir! dedi ve o paralardan ihtiyacı olmadığı halde kim yedi ise Allah onu bu paralara muhtâc etti.» demiş.

 

İbnu'l-Münzir sultanın hediyyesini: Muhammed b. Vâsi', Sufyân-ı Sevrî, Abdullah İbni Mübarek ve İmam Ahmed b. Hanbell'in kerih gördüklerini söylemiştir.

 

Bu kavlin vechi şudur: Ümerâ ve sultanların ekseriyyetle kazandıkları malı meşru yollardan elde etmediklerini görmüş; dînlerinin selâmeti ve ırzu namuslarının berâeti nâmına böyle haram karışan mala yanaşmaktan sakınmışlardır.

 

Bâzılarına göre bu hadis bilâkis yalnız sultanın hediyyesini kabule teşviktir. İkrime'nin; «Biz hediyyeyi yalnız ümerâdan kabul ederiz.» dediği rivayet olunmuştur.

 

Taberî ; «Bence doğrusu, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) herkesin hediyyesini kabule teşvik buyurmuştur. Hediyye sultandan olsun, başkalarından gelsin mutlak surette kabul edilir. Zira Hz. Ömer hadîsinde tahsis olunmaksızın her nev'i malı kabul etmesi emir buyurulmuş; yalnız bâzı hâller istisna edilmiştir...» demektedir.

 

2- Malına haram karışan bir kimsenin alış veriş yapmaya ve hediyyesini kabule gelince: Bunu bâzıları kerih görmüş; bir takımları tecviz etmişlerdir. Abdullah b. Yezîd, Ebü Vâil, Kaasim, Süfyân-ı Sevri ve Salim kerih görenlerdendirler. Hattâ Sâlim'in Mısır'da şarap sattığı söylenen âzadlı bir câriye ölmüş de mirası Sâlim'e kaldığı halde almamış. İmam Mâlik'in beyânına göre Abdullah b. Yezîd: «Ben helâl rızkla geçinip dururken, içinde az bir şey haram bulunan kazanca tama' ederek bütün malını ifsâd edenlere çok şaşarım!» demiş.

 

Sahâbe-i Kiram' dan İbni Mes'ûd (Radiyallahu anh) ile tabiinden İbrahim Nehai, Said b. Cübeyr, Mekhûl ve Zührî caiz görmüşlerdir. Rivâyete nazaran Hz. İbni Mes'ûd'a bir adam gelerek ribâ yemekten çekinmeyen, helâle harama dikkat etmeyen bir komşusu olduğunu söylemiş ve: «Bu adam bizi yemeğe davet ediyor, ihtiyâcımız olduğunda kendisinden ödünç para alıyoruz.» demiş İbni Mes'ûd (Radiyallahu anh)- «Sen, onun dâvetine icabet et, ödünç para da al, bu caizdir. Günâhı onundur.» cevâbını vermiş. İbni Ömer Hazretlerine dahi ribâ yiyen bir adamın yemeği yenilip yenilemeyeceği sorulmuş o da buna cevaz vermiş. İbrahim Nehaî malına helâlle haram karışan kimsenin yemeği hakkında: -Ancak haram olduğu bilinen yemeği yenmez.» cevâbını vermiştir.

 

Mekhûl ile Zühri'den dahi haramla helâl karışan maldan yemekte beis görmedikleri, yalnız haram olduğu aynı ile bilinen yemeği mekruh gördükleri rivayet olunur.

 

İbni Ebi Zi'b bunu tecviz etmiştir.

 

İbni Münzir diyor ki: «Bu bâbda ruhsat verenler Teâlâ Hazretlerinin Yahudiler hakkında

 

«Onlar yalanı çok dinler, haramı çok yerler. » âyeti kerîmesi ile istidlal etmişlerdir. Filhakika Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zırhını bir Yahudiye rehnetmişti.»

 

Taberî «Allah Teâlâ Hazretlerinin ehl~i kitaptan cizye alınmasını mubah kılmasında Müslümanın eline geçen haramdan mı, helâlden mi kazanıldığını bilmediği malın haram olmadığına en açık delildir. Zira Teâlâ Hazretleri ehl-i kitabın ekseri mallarının şarap ve domuzdan kazanıldığını, ribâ muamelesi yaptıklarını bildiği hâlde onlardan alınan cizyeyi mubah kılmıştır. Binâenaleyh harama helâle dikkat etmeyen bir kimsenin verdiği bir mal aynen haram olduğu bilinmedikçe kabul edilir.» diyor.

 

Sahabe ve Tabiîn' in bâzı imamları da buna kaaildirler. Malına haram karışan kimseden bir şey almayı mekruh görenler bu hususta takva yolunu tutarak şüpheli şeylerden sakınmayı ihtiyata daha muvafık görmüşlerdir.

 

3- Müslümanların hükümdarı kendince maslahata daha muvafık gördüğü zaman iki fakirden ihtiyâcı az olanına Beytü'l-Mal'den nafaka verebilir.

 

4- İstemeden verilen helâl malı almak, almamaktan daha hayırlıdır. İslâm hükümdarının verdiği ihsanı geri çevirmek edep ve terbiyeye aykırıdır.

 

Verilen bir ihsanı kabul hususunda Nevevî şunları söylemiştir: «Kendisine mal verilen bir kimsenin, o malı kabul etmesi vâcib midir, değil midir mes'elesinde ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Sahih ve meşhur olan kavle göre sultandan başkasının ihsanını kabul etmek müstehâbdir. Sultânın ihsanı ise sahih kavle göre malının ekserisi haram ise haram, aksi takdirde mubahtır. Ulemâdan bir taife Sultânın ihsanını kabul etmek vâcibdir. Zira Teâlâ Hazretleri (Resulün size getirdiği şey'i alın.) buyurmuştur. Sultânın ihsanını kabul etmeyen bu emre uymamış gibi olur; demişlerdir.»

 

Tahâvî: «Bu hadîsin mânâsı sadakalara değil, hükümdârın zengin, fakir herkese taksim ettiği mallara aittir. Böyle mallar haika fakir oldukları için değil, o mallarda hakları bulunduğu için verilir. Bundan dolayıdır ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz: Ömer'in verilen malı kabul etmemesini hoş karşılamamıştır. Çünkü ona verdiği mal, fakirliğinden dolayı değildir. Ömer (Radiyallahu anh), verileni kabul etmeyince Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine: (Bunu al da kendine mâl et.) buyurdular, hadisi Şuayb, Zühri'den böyle rivayet etmiştir. Bu gösteriyor ki Ömer'e verilen mal sadaka mallarından değilmiş.»

 

5- Hadis-i şerif Hz. Ömer'in menkabesine, fazilet ve takvasının büyüklüğüne delildir.

 

6- Müslümanlar nâmına dini ve dünyevi vazife gören bir kimsenin gördüğü vazife mukabilinde ücret alması caizdir.